VIII. Ticârî Münasebetler
81. Mü’min ticârî ilişkilerde verdiği sözlere ve yaptığı anlaşmalara sadık kalır; onların gereğini yerine getirir. (Mâide 5/1; Bakara 2/177). Ahde vefa göstermenin dini bir vecibe olduğunu ve yapılan ahitlerin bir sorumluluk doğurduğunu bilir. (İsrâ 17/34)
82. Mümin ihtiyâcı olan kardeşlerine borç verir. (Tegâbün 64/17). Eğer borçlu zor durumda olursa, borcunu tahsil için onu sıkıştırmaz, müsamaha gösterir, hatta imkanları müsaitse borcu bağışlar. Bunun kendi ahireti için daha hayırlı olduğunu bilir. (Bakara 2/280)
83. Mümin ölçü ve tartıda adâleti gözetir; haksızlık yapmaktan korkar. Terazisi dirhem şaşmaz. Böyle davranmanın “hayırlı ve daha güzel sonuç doğuran” bir hareket olduğunun şuurundadır. (En‘âm 7/152) (İsrâ 17/35) Alış verişte karşı tarafı aldatmanın, ölçü ve tartıdan çalmanın âhiret inancı olmayan veya çok zayıf olan kimselerin yapacağı bir hareket olduğunu ve bunun ahirette feci sonuçlar doğuracağını bilir. (Mutaffifîn 83/1-6)
84. Mümin, her türlü haksız kazanç sağlama yollarından uzak durur. Zira Allah’ın haksız olarak yapılan bütün mâli ve ticârî işlemleri yasakladığını bilir. (Bakara 2/188; Nisâ 4/29) Bu bağlamda rüşveti ne alır ne de verir. (Bakara 2/188) Yolsuzluk yapmaz, haksız yollarla zimmetine mal geçirmez. (Âl-i İmrân 3/161-162). Hatta yaptığı devlet görevi sebebiyle gelen hediyeyi almanın dahi “mal aşırmak” olduğunu bilir ve bundan uzak durur. (Buhârî, Hiyel 15; Müslim, İmâre 26)
85. Mü’min, dîni bir sömürü aracı olarak kullanmaya asla teşebbüs etmez. Bunun doğuracağı elim azabı düşünüp yanlış davranmaktan çekinir. (Tevbe 9/34-35).
86. Mü’min, fâiz yemez, hiçbir faizli işleme karışmaz, kazancını ve ticaretini bu pislikten uzak tutmak için bütün gücüyle mücadele eder. Dünyada Allah ve Resulüne savaş açmaktan, ahirette de şeytan çarpmış gibi kalkmaktan korkar. (Rûm (30/39; Âl-i İmrân 3/130; Bakara 2/275-297)
87. Mü’min, yetim malı yemez, ona art niyetle yaklaşmaz; yetime ait iyi bir malı kendine alıp kötüsünü ona vermek gibi davranışlar aklına bile gelmez (Nisâ 4/2). Haksızlık ederek yetimin hakkını ve malını yediğinde, gerçekte, karnına ateş doldurmuş olacağını ve öbür dünyada da o alevli, çılgın ateşi boylayacağını bilir. (Nisâ 4/9-10 O, yetimlerin hallerini daha da iyi bir duruma getirmek için çalışır. (Bakara 2/220). Yetimi himayesi altına alan müminin cennette Peygamberimize komşu olacağına inanır. (Buhârî, Edeb 24; Müslim, Zühd 42).
88. Mü’min, miras meselelerinde de Allah’ın emri nasılsa ona göre hareket eder ve her hak sahibine hakkının verilmesini ister. Kendi de hakkına razı olur, haksızlığa yeltenmez. (Fecr 89/19; Nisâ 4/7, 11-12)
IX. İdârî Ve Hukûkî Münasebetler
89. Mü’min, idari işlere emanetin mutlaka ehline verilmesine, işlerin başına ehil kimseler getirilmesine çalışır. Bu konuda üzerine düşen vazifeyi yerine getirmeye gayret gösterir. (Nisâ 4/58) İdareciliğe talip olmaz, vazife düşerse yapar. (Buhârî, Ahkâm 7; Müslim, İmâre 15) İş, ehil olmayanların eline geçtiğinde kıyâmetin yakın olduğunu bilir. (Buhârî, İlim 2)
90. Mü’min, insanlar arasında adaletle hükmeder, adaletle hükmedilmesine yardımcı olur. (Nisâ 4/58; Sâd 38/26). Bu hususta asla haksızların savunucusu olmaz. (Nisâ 105-107). Dâima adâleti yerine getiren, Allah için şâhitlik eden kimselerden olur. Kendisinin, ana babasının veya akrabâsının aleyhine bile olsa; şâhitlik ettiği kimseler zengin veya yoksul da olsalar adâletten asla ayrılmaz. (Nisâ 4/135).
91. Mü’min işlerini hep istişare ile yapar. Önemli kararları alırken mutlaka işi bilenlerin görüş ve değerlendirmelerine müracaat eder. Özellikle idareci olan mü’min, devlet işlerini baskı, keyfi idâre tarzı ile yürütmemek; aksine gerekli durumlarda kararları, doğru görüş ortaya koyabilecek şahısların görüşlerini dikkate alarak oluşturmak için istişareyi asla ihmal etmez. (Şûrâ 42/38; Âl-i İmrân 3/159).
92. Mü’min, Allah’ın seçkin bir kulu olduğu için, diğer insanların hayrına olan faaliyetlerden uzak durmaz. Bunların başında daima iyiliği emreder, kötülükten de alıkoyar. (Hac 22/41; Âl-i İmrân 3/104, 110).
93. Mü’min, Müslüman yöneticilere itaat eder. Onlara itaatin dinin bir emri olduğuna inanır. (Nisâ 4/5; Mümtehine 60/12).
X. Gayrimüslimlerle Münasebet ve Cihad
94. Mümin, Yahûdi ve Hıristiyanın kestiği hayvanların etini -kesilen hayvan domuz vs. gibi haram sayılanlardan olmamak koşuluyla- yiyebilir, mümin bir erkek nâmuslu Yahûdi veya Hıristiyan bir kadınla evlenebilir (Mâide 5/5). Diğer gayrimüslimlerin kestikleri hayvanların eti yenmez, kadınlarıyla evlenmek de caiz değildir.
95. Savaş hali olmadığı sürece Gayrimüslimlerle barış içinde yaşar. Onlarla dînimizin belirlediği sınırlar çerçevesinde dostâne ilişkiler kurar. Kanunlara ve anlaşmalara uygun olarak Müslümanların egemen oldukları topraklarda yaşayan gayrimüslimlerin can ve mal güvenliğinin sağlanması içi fert ve devlet olarak gayret gösterir. Din konusunda kendisiyle savaşmayan ve onu yurdundan çıkarmayanlara iyilik eder ve onlara adâletli davranır. Ancak din konusunda onunla savaşmış, onu yurdundan çıkarmış ve çıkarılmasına yardım etmiş olanlarla dostluk kurmaz. (Mümtehine 60/8-9)
96. Mü’min, mü’min olmayanları dost ve sırdaş edinmez. Onların, Müslümanların hayrını istemediklerini, bilakis kötülüklerini arzu ettiklerini bilir. (Al-i İmran 3/118) Kafirleri dost edinmez. (Nisa 4/144) Yahudi ve Hıristiyanları da dost edinmez; onların birbirlerinin dostu olduğunun farkındadır. (Maide 51, 57)
97. Mü’min, kendisiyle savaşan kafirlerle Allah yolunda savaşır, fakat aşırıya kaçmaz. (Bakara 2/190) Düşmana karşı dâima hazırlıklı olur, düşmanı korkutucu ve caydırıcı güç ve savaş gereçleri hazırlar (Enfâl 8/60; Nisâ 4/71).
98. Savaşa karar verilip başlandığı zaman mü’min bütün gücüyle savaşır, canını Allah yolunda seve seve vermekten çekinmez. Korkaklık göstermez. Gerçek mümin, din, can, vatan, nâmus gibi yüce değerleri korumak uğruna malını ve canını fedâ etmeyi göze alabilen kimsedir. (Tevbe 9/111; Saff 61/11) (Buhârî, Cihâd, 112; Müslim, Cihâd, 20)
99. Mü’min, Allah yolunda savaşıp şehid olmayı arzu eder. Şehitlere Allah’ın büyük nimetler hazırladığını, onların bizim farkında olmadığımız bir hayatla yaşamaya devam ettiklerini bilir (Bakara 2/154; Al-i İmran 3/169-171)
100. Mü’min, barış isteyen düşmanın teklifine sıcak bakıp gerektiğinde ateşkes yapıp barışa yanaşır. (Enfâl 8/61). Zira savaşın asıl hedefi fitnenin ortadan kaldırılması, barış ve huzur ortamının sağlanmasıdır. (Enfal 8/39)
Jan14